<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>biyolojiye giriş</title>
        <description>Korkmayın kendinizden</description>
        <link>http://biyolog30.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 11:25:55 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Kadın Bilim İnsanları</title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/kadin-bilim-insanlari_4697518.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/kadin-bilim-insanlari_4697518.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;*Finlandiya Kuopio Üniversitesi Biyokimya Bölümü Ögretim Üyesi Doç. Dr. Neva Çiftçioglu, böbrek taslarina&lt;BR&gt;&quot;nanobakteri&quot; adi verilen bir mikroorganizmanin yol açtiginikanitladi.&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;*Harvard Üniversitesi Tip Fakültesi'nde arastirmalarini sürdüren Dr. Hande Özdinler, bugüne kadar islevi bilinmeyen Prion&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;STRONG&gt;isimli proteinin beyin hücrelerinin yenilenmesi açisindan önemini ortaya koydu.&lt;BR&gt;*Memphis Üniversitesi Ögretim Üyesi Prof. Dr. Semahat Demir, ABD'de Bilim-Saglik Ödülü'ne layik görüldü.&lt;BR&gt;&lt;/STRONG&gt;.. ( &lt;a href=&quot;http://biyolog30.blogcu.com/kadin-bilim-insanlari_4697518.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 28 Nov 2007 20:11:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Lamar </title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/lamar_4697473.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/lamar_4697473.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Cesareti ile hayranlık uyandıran bu kadın bilim ve teknoloji alanında varlık göstermiş ilginç kişiliklerden birisidir.</description>
            <pubDate>Wed, 28 Nov 2007 20:06:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>kadın ve erkek beyni</title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/kadin-ve-erkek-beyni_4697328.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/kadin-ve-erkek-beyni_4697328.html</guid> 
            <description>&lt;P id=icerik&gt;Kadınlar ve erkekler, doğum öncesi veya doğum sırasında bedensel ve zihinsel gelişimlerini yönlendiren seks hormonlarının etkisiyle, davranışsal ve bilişsel farklılıklar sergiler. Kadın ve erkekler yalnızca dış görünüşleri ve üreme fonksiyonlarıyla değil, problemleri ele alma ve çözüm yöntemleri açısından da farklıdır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Son 10 yıldır bu davranış farklılıklarının minimum düzeyde seyrettiği ve büyük bir olasılıkla ergenlik çağından önceki yaşam deneyimlerinden kaynaklandığı görüşü hakimdi. Oysa son yapılan bilimsel araştırmalar, seks hormonlarının beynin gelişimini büyük ölçüde etkilediğini ve bu şekilde farklı bir gelişim çizgisi izleyen kadın erkek beyinlerinin yaşam deneyimleri karşısında farklı tepkiler verdiğini ortaya çıkarttı. Bu bağlamda, deneyimleri fizyolojik yapıdan bağımsız bir şekilde ele almanın ne denli yanlış olduğu anlaşılmış oldu.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Diğer taraftan, beyindeki ve davranışlardaki cinsiyet farklılığının nedenleri, nörolojik, endokrinolojik ve psikolojik araştırmalar ilerledikçe netlik kazanmaya başladı. Yalnızca gözlemlerimize dayanarak, insanlarda ve hayvanlarda erkeklerin daha saldırgan olduğunu, genç erkeklerin fazla düşünmeden kendilerini tehlikeye attığını, dişilerin yavruların bakımıyla daha fazla ilgilendiğini biliriz.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bunun yanısıra erkekler, genel olarak mekânsal ve yön bulma konularında daha yeteneklidir. Peki bunlar ve diğer cinsiyet farklılıkları nasıl meydana geliyor? Cinsiyet farklılıklarının nasıl oluştuğuna ilişkin bilgiyi çoğunlukla hayvanlar üzerinde gerçekleştirilen deneylerden elde ederiz. Bu çalışmalardan edindiğimiz bilgilere göre kadın ve erkek farklılaşmasına yol açan en önemli faktör, yaşamın ilk evrelerinde etkisi altında kaldığımız değişik seks hormonlarıdır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Aralarında insanların da bulunduğu pek çok memeli türünde gelişmekte olan organizma, erkek ya da dişi olma potansiyeline sahiptir. Erkeğin oluşumu karmaşık bir işlemdir. Y kromozomunun bulunması durumunda testisler (erbezi) oluşur. T.. ( &lt;a href=&quot;http://biyolog30.blogcu.com/kadin-ve-erkek-beyni_4697328.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 28 Nov 2007 19:52:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>KADINLAR DA KEŞFEDER</title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/kadinlar-da-kesfeder_4696899.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/kadinlar-da-kesfeder_4696899.html</guid> 
            <description>&lt;P align=justify&gt;&lt;B&gt;Kim demiş kadınlar teknolojiden anlamaz diye. Düğmeye basmanın ötesinde pek çok teknolojik buluşa imza atan cin fikirli kadınlar da var. Bu cesur hemcinslerimizi tanımaya ne dersiniz?&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;&lt;IMG height=258 src=&quot;http://www.petrol-is.org.tr/kadin/html/sayi9/teknoloji1.jpg&quot; width=394 align=left border=0&gt;Teknoloji söz konusu olduğu zaman kadınlara, siz kenara çekilin, bu işten anlamazsınız, denir. Biz kadınlar da bu düşünceyi içselleştirerek bilgisayardan çamaşır makinesine kadar pek çok teknolojik aleti çalıştırmayı erkeklere havale ederiz. Ama araştırmalar teknolojik buluşlar konusunda kadınların hiç de geri kalmadığını gösteriyor. Sanılanın aksine kadınlar kahve filtresinden bulaşık makinesine, pek çok buluşa imzalarını atmışlar. Fakat 19. yüzyıla kadar kadının mülkiyet hakkı olmadığı için patentlerin çoğu kocalar üzerineydi. 1809 yılında ilk kez bir kadın; Mary Dixon Kies ipek dokuması üzerine bir yöntem geliştirerek bunun patentini aldı. 20. yüzyıl başlarında ise kadın mucitlerin sayısı arttı. Kadınların icatları yaşamı kolaylaştırmaya yönelikti genel olarak... &lt;/P&gt;
&lt;P align=justify&gt;Hali vakti yerinde bir kadın olan Amerikalı Josephine Cochran&amp;#8217;ın çok renkli bir hayatı vardı. Sürekli partiler veriyor, parti sonrası bulaşıkları da genellikle kendisi yıkıyor bunu yaparken de tabak ve çanakların bir bölümünü kırıyordu. Josephine bu soruna bir çare bulmak amacıyla kolları sıvayarak, bulaşık yıkayabilecek bir alet icad etti. 1886 yılında kendi adına aletin patentini aldıktan sonra, 1893 yılında Chicago&amp;#8217;da uluslararası bir fuarda makinesinin sunuşunu yaptı. Büyük gürültüyle çalışan bu ilk otomatik çamaşır makines.. ( &lt;a href=&quot;http://biyolog30.blogcu.com/kadinlar-da-kesfeder_4696899.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 28 Nov 2007 19:04:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Tarih kadını unutmayacak </title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/tarih-kadini-unutmayacak_4696880.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/tarih-kadini-unutmayacak_4696880.html</guid> 
            <description>&lt;STRONG&gt;Başak Vargün &lt;/STRONG&gt;
&amp;#8220;Çocukluğumda abim şöyle derdi &amp;#8216;Bak görüyor musun, kadınlar hiç buluşçu değil. Bütün buluşlar erkeklere ait&amp;#8217; diye. Bu kadınlar için çok incitici bir durum. Biz kadınlar erkeklerden zekaca daha mı geriyiz. Ben, bu koşullanmayla büyüdüm. Hepimiz öyleyiz.&amp;#8221; 
Yıldız Cıbıroğlu, 1986 yılında başladığı &amp;#8220;Dilde ve Kültürde Kadının İzleri&amp;#8221; çalışmasının derindeki nedenini bu anısıyla anlatıyor. 
&amp;#8220;M&amp;#8221; sesi çıkış noktası olmuş Cıbıroğlu&amp;#8217;nun. &amp;#8220;Acaba sözcüklerin başında neden &amp;#8216;M&amp;#8217; sesi yok&amp;#8221; diye sordum. Ansiklopedilere ve sözcüklere baktığım zaman &amp;#8220;M&amp;#8221; sesinin çok fazla olduğunu gördüm. Daha sonra karşıma &amp;#8220;M&amp;#8221; sesinin bir dönem moda olduğu; koyunun, keçinin kutsallığıyla kadınlar tarafından bunların evcilleştirilip kutsal sayılmasıyla, - bu dönem neolitik dönemin başı. MÖ on bin yılına kadar gidebiliyor.- Bu sesi kutsal bulup tarımı başlatan kadınların, aynı sesi de kutsal bulduklarını karşıma çıkardı&amp;#8221; diyor. Bu çalışma sürdükçe karşısına çıkan, kadının pek çok buluşa imza attığı olmuş. Cıbıroğlu bu buluşların çoğunun unutturulduğu görüşünde. Bu durumu azınlıkların yaşadıklarına benzetiyor: &amp;#8220;Örneğin Yunanlar, Karadeniz&amp;#8217;in kuzeyinden bugünkü Yunanistan topraklarına geldiklerinde, anaerkil yerli halklar ile karşılaşıyorlar. Onların kültürlerini, mitolojilerini alıyorlar ve kendilerine mal ediyorlar. Bu Türkiye için de böyledir. Yani Türkler Orta Asya&amp;#8217;dan kendilerine ait şeyler getiriyorlar ama buradakileri de kendilerine katıyorlar&amp;#8221; sözleriyle destekliyor bu görüşünü. 
Tarih yeniden yazılmalı
Cıbıroğlu&amp;#8217;nun çalışmasında, erkeklerin, kadının üretim çağını başlatıp, üretim gücünü ellerinde tutmalarından sonra her şeyi kendile.. ( &lt;a href=&quot;http://biyolog30.blogcu.com/tarih-kadini-unutmayacak_4696880.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 28 Nov 2007 19:01:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Bilimi uğruna ölen kadın </title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/bilimi-ugruna-olen-kadin_4696813.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/bilimi-ugruna-olen-kadin_4696813.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;
Varşova doğumlu kimyacı Marie Curie, radyoaktivite konusundaki çalışmalarda bir öncüydü ve Nobel ödülünü iki kez kazanan ilk kadın oldu. 
&lt;P&gt;

&lt;TABLE width=&quot;100%&quot;&gt;

&lt;TR&gt;
&lt;TD class=articlecontent&gt;
&lt;TABLE cellSpacing=0 cellPadding=0 width=186 align=left&gt;

&lt;TR&gt;
&lt;TD width=6 rowSpan=7&gt;&lt;/TD&gt;
&lt;TD width=200&gt;&lt;A href=&quot;http://www.focusdergisi.com.tr/bilim_insanlari/1000_yilin_dahileri/00210/all_images.php&quot;&gt;&lt;IMG class=contentimageleft alt=&quot;&quot; src=&quot;http://www.focusdergisi.com.tr/bilim_insanlari/1000_yilin_dahileri/00210/imperiaflex_0_0_0.jpg&quot; width=200 align=left&gt;&lt;/A&gt; &lt;/TD&gt;&lt;/TR&gt;
&lt;TR&gt;
&lt;TD class=image_de******ion&gt;
&lt;TABLE class=imagede******iontable width=&quot;100%&quot;&gt;

&lt;TR&gt;
&lt;TD class=imagede******ioncell&gt;&lt;/TD&gt;&lt;/TR&gt;&lt;/TABLE&gt;&lt;/TD&gt;&lt;/TR&gt;
&lt;TR height=6&gt;
&lt;TD height=6&gt;&lt;/TD&gt;&lt;/TR&gt;&lt;/TABLE&gt;Büyük bilimsel keşiflerin ardında yatan öyküler göz ardı edilir çoğu zaman. Dünyanın gidişatını değiştiren buluşların, ani beyin fırtınaları sonucunda doğduğu düşünülür. Arkhimedes'in yarattığı &quot;Eureka&quot; mitindeki ya da Newton'ın &quot;kafaya düşen&quot; elma örneğindeki gibi, hep o son nokta hatırlanır. Ancak, işin özü hiç de görüldüğü gibi değil... Einstein'ın &quot;e=mc2&quot; ile formülleştirdiği teori, aslında enerji kadar, yaşamından çaldığı zamana, çektiği sancılara da eşit. Polonya asıllı bilim kadını Maria Sklodowska ya da Fransa'da yaptığı evlilik sonrası, dünyada bilinen adıyla Marie Curie. Tüm bilim insanları arasında, kimse onun kadar zorluklara göğüs germek zorunda kalmadı ve kimse onun kadar ağır bir bedel ödemeye mecbur bırakılmadı. Buluşları, sonunda yaşamına mal oldu. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Eşi ve meslektaşının trajik ölümü, olay üzerine türetilen dedikodular, bilimsel kuruluşlar tarafından sürdürülen karalama kampanyaları, Curie&amp;#3.. ( &lt;a href=&quot;http://biyolog30.blogcu.com/bilimi-ugruna-olen-kadin_4696813.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 28 Nov 2007 19:54:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Genetik Kopyalama</title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/genetik-kopyalama_4583946.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/genetik-kopyalama_4583946.html</guid> 
            <description>&lt;P align=center&gt;Genetik Kopyalama&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal align=justify&gt;&lt;I&gt;İşçilerin tulumları beyazdı; ellerinde soğuk, kadavra rengi kauçuk eldivenler vardı. Işık donuktu, ölüydü: Bir hayalet sanki!.. Yalnız mikroskopların sarı borularından zengin ve canlı bir öz akıyor, bir baştan bir başa uzanan çalışma masalarının üzerinde tatlı çizgiler yaratarak, parlatılmış tüpler boyunca tereyağ gibi yayılıyordu. &quot;Bu da&quot; dedi Müdür kapıyı açarak, &quot;döllenme odası işte...&quot; Doğal olarak, ilkin döllenmenin cerrahlığa dayanan başlangıcından söz etti, derken &quot;Toplum uğruna seve seve katlanılan bir ameliyattır bu&quot; dedi, &quot;altı maaşlık ikramiyesi de caba... Bir yumurta bir oğulcuk, bir ergin; bu normal... Oysa, Bokanovskilenmiş bir yumurta tomurcuk açar, ürer bölünür. Eş ikizler yalnız insanların doğurduğu o eski zamanlardaki gibi yumurtanın bazen rastlantıyla bölünmesinden oluşan ikiz, üçüz parçaları değil, düzinelerle yirmişer, yirmişer.&quot; Müdür &quot;yirmişer&quot; diyerek sanki büyük bir bağışta bulunuyormuş gibi kollarını iki yana açtı; &quot;yirmisi birden!..&quot; Ama öğrencilerden biri bunun yararının ne olduğunu sormak gibi bir sersemlikte bulundu. &quot;İlahi yavrucuğum!&quot; Müdür olduğu yerde ona dönüvermişti. &quot;Görmüyor musun? Görmüyor musun, kuzum?&quot; Bir elini kaldırdı; heybetli bir duruşa geçmişti. &quot;Bokanovski süreci toplumsal dengenin en başta gelen araçlarından biridir! Milyonlarca eş ikiz; toptan üretim ilkesinin sonunda biyolojiye uygulanmış olması...&quot; &lt;/I&gt;</description>
            <pubDate>Mon, 12 Nov 2007 18:14:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>ATLANTİS: EFSANENİN İÇERİĞİ </title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/atlantis-efsanenin-icerigi_4232717.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/atlantis-efsanenin-icerigi_4232717.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;ATLANTİS: EFSANENİN İÇERİĞİ &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Atlantis'in doruk noktasına 11 bin yıl önce eriştiği söylenirse de, literatürde ortaya çıkışı ancak 2350 yıl önce, İÖ 359 ve 347 yılları arasıdır. Ülkenin adı Yunan filozofu Platon'un Sokrates ile öğrencileri arasındaki hayali konuşmalarının iki diyalogunda (Timaio ve Kritias) ortaya çıkar. Timaio diyalogunun başında Sokrates bir gün önceki &quot;mükemmel&quot; toplum konuşmasına değinir. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Platon burada uzun yıllar önce yazdığı en ünlü diyalogu olan Devlet'e atıfta bulunmaktadır. Platon, Sokrates'e Devlet'te sunulan mükemmel hükümetin unsurlarını saydırır: Zanaatkarlar ve çiftçiler askeriyeden ayrılacaktır, askerler merhametli olacak, atletizm ve müzik eğitimi alacak, komün halinde yaşayacak ve altına, gümüşe ya da herhangi bir özel mülke sahip olmayacaklardır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Sokrates varsayımsal tartışmalardan bıkıp öğrencilerine uygulamalı felsefe denilebilecek bir ödev verir. Devlet'te vazedilen kavramlara göre yaşayan bir toplumu haklı bir savaşa sokarak mükemmelleştirmelerini söyler. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hocasının önerisini yerine getiren Kritias şöyle der: &quot;O halde, Sokrates, garip ama gerçekten doğru olan şu hikâyeyi dinle.&quot; Kritias bu hikâyeyi dedesinden (onun da adı Kritias'tır) dinlediğini söyler. Dedesi de babası Dropides'ten, o da Yunan bilgesi Solon'dan dinlemiştir. Solon ise İÖ 600 yılından hemen sonra bulunduğu Mısır'da Mısır rahiplerinden duymuştur. Böylece Platon'un kendi anlatımına göre Kritias'tâ iki yüz yıl önce ortaya atılmış bir hikâyeyi dolaylı olarak duymaktayız. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;MÜKEMMEL DEVLET, ATİNADIR, ATLANTİS DEĞİL &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Mısırlı rahipler Solon'a &quot;bütün kentlerin en iyi yönetileni&quot; olan eski Atina hakkında bir hikâye anlatmışlardı. Platon'un mükemmel devlet modeli işte zamanından 9300 yıl öncesinin bu eski Atina'sıdır. Rahipler Solon'a, eski Atinalılar'ın en büyük kahramanlık eylemini anlatırlar: Atinalılar &quot;Avrupa'nın ve Asy.. ( &lt;a href=&quot;http://biyolog30.blogcu.com/atlantis-efsanenin-icerigi_4232717.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 21 Sep 2007 22:46:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Marduk Gerçek mi?</title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/marduk-gercek-mi_4232000.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/marduk-gercek-mi_4232000.html</guid> 
            <description>&lt;H1 class=firstHeading&gt;Nibiru&lt;/H1&gt;

&lt;P&gt;&lt;A title=Sümerler href=&quot;http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCmerler&quot;&gt;Sümerler&lt;/A&gt; tarafından, &lt;B&gt;Nibiru&lt;/B&gt;, yani &lt;I&gt;geçiş gezegeni&lt;/I&gt; ismi verilen, Babil astronomları tarafından ise &lt;B&gt;Marduk&lt;/B&gt; olarak adlandırılan gezegendir. 2012 yılında dünyaya yakın geçiş yapacağı öne sürülmektedir. &lt;A title=&quot;Zecharia Sitcin&quot; href=&quot;http://tr.wikipedia.org/wiki/Zecharia_Sitcin&quot;&gt;Zecharia Sitcin&lt;/A&gt; tarafından yapılan araştırmalara konu olmuştur. Dünyadan 4 kat daha büyük olduğu ve güneş çevresindeki turunun 3600 yıllık periyoda sahip olduğu bu araştırmalarda ortaya atılmıştır. &lt;I&gt;Sitchin&lt;/I&gt;,&lt;A title=Mısır href=&quot;http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1s%C4%B1r&quot;&gt;Mısır&lt;/A&gt; ve &lt;A title=Mezopotamya href=&quot;http://tr.wikipedia.org/wiki/Mezopotamya&quot;&gt;Mezopotamya&lt;/A&gt;'daki araştırmaları esnasında eski uygarlıkların da bu gezegenden haberdar olduğunu saptamıştır.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Türkiye'de de yazar &lt;A class=new title=&quot;Burak Eldem&quot; href=&quot;http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Burak_Eldem&amp;amp;action=edit&quot;&gt;Burak Eldem&lt;/A&gt; konu ile ilgili bir kitap yazmış ve bu gezegenin eski uygarlıklar dönemindeki önemi ve 2012 yılında yapacağı öne sürülen yakın geçişle ilgili teoriler sunmuştur.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Teorilere göre 10. gezegen denen Nibiru (NASA'nın 2001 KX76 olarak katalogladığı gezegen) güneş etrafındaki 3657 yıllık her dönüşünüde dünya'ya yakın olarak gelip geçerken dünya üzerinde türlü felaketlere sebep olmaktadır. Bu seferki geçiş ise kimilerine göre 2012 yılında gerçekleşecektir. Güneş sistemimizdeki elemanlar olarak Zecheria Sitchin Güneş'i ve Ay'ı da cisim olarak ele aldığında 11 cisim söz konusu olmaktadır. Nibiru'yu bu sisteme eklediğinde 12 sayısına ulaşılmaktadır (Sümer tabletlerini çeviren Sitchin'e göre). Güneş ve Ay'ı saymazsak 9 gezegenden oluşan güneş sistemimizde Nibiru 10. Gezegen olmaktadır. Zecheria Sitchin'in kitabında anlatılan 12. Gezegen ile bugün tartışılan 10. Gezege.. ( &lt;a href=&quot;http://biyolog30.blogcu.com/marduk-gercek-mi_4232000.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 21 Sep 2007 21:25:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Determinizm: Sacayağı oluşturan üç ilke ile açıklanan düşün tarzı: Nedensellik, gerekircilik, belirlenimcilik&amp;#8230;</title>
            <link>http://biyolog30.blogcu.com/determinizm-sacayagi-olusturan-uc-ilke-ile-aciklanan-dusun-tarzi-nedensellik-gerekircilik-belirlenimcilik_4028115.html</link>
            <guid>http://biyolog30.blogcu.com/determinizm-sacayagi-olusturan-uc-ilke-ile-aciklanan-dusun-tarzi-nedensellik-gerekircilik-belirlenimcilik_4028115.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;İnsanlar gelişkin bir beyne sahip olup olgu ve nesneleri anlamlandırmaya başladıklarında çevrelerinin neden böyle olduğunu ve bu çevrede neden bulunduklarını düşünmeye başladılar. Her olgunun bir nedeni vardı. Ayak izleri, oradan bir hayvan geçtiği için, dere yatağı, oradan su aktığı için oluşuyordu. Hemen tümevarım yöntemi çalıştı ve bütüncül olarak bu çevre ve doğanın hepsine neden olan şeyin ne olduğu düşünüldü. Bir insan bir taşı yontup şekil veriyorsa, doğa da böyle şekillendirilmiş olmalıydı. Hemen arkasından tümdengelim yöntemi devreye girdi: Doğa yapılmışsa, tüm nedensellik bu yapımın amacına bağlıdır. Ben (biz) taşı avcılık için yontup sivrilttiy/sem/sek, doğayı yapan(lar) da bir amaç için yapmış(lar)dır. &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Tanrı(lar) böyle doğdu. İlk din adamlarının şamanlar olduğu düşünülüyor. Şamanlar dini törenlerle büyü yapar, hasta iyileştirir ve ölü gömerlerdi. Bir adamın kafasına taşla vurmak onu yaralamak için bir &amp;#8220;neden&amp;#8221; ise, dua etmek de iyileştirmek için bir &amp;#8220;neden&amp;#8221;di. Bir adamı kafasına vurulan taşla öldürmek mümkün olduğu gibi, başka bir neden kullanarak, örneğin büyü yaparak hastalandırmak, öldürmek (ya da hastalıktan, ölümden korumak) de olasıydı. &lt;BR&gt;(Yüzbinlerce yıllık kıyaslanamayacak gelişmeden sonra hala aynı şekilde düşünen insanların olması çok ilgi çekicidir. Bir kültüre sahip oldukları düşünülen ilk insan örneklerinden olan Neandarthallara tarihlersek, yüzbinlerce yıl abartılı değildir.) &lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ancak bu kuramın bir sorun içerdiği çok uzun zaman sonra fark edildi. Taşı yontan insan doğadan geliyordu, yonttuğu taştan çok daha karmaşıktı. Öyleyse doğa ve içindeki insanı yapan tanrı(lar) doğa ve insandan daha karmaşık olmalıydı. Böyle olunca nedenler zinciri geçmişe doğru gittikçe karmaşıklaşıyordu. Tanrı-insan-balta... En başta en karmaşık, en sonda en basit nedensellik. Bu gözleme aykırıydı. Çünkü basit şeylerden karmaşık şeyler ortaya çıkıyordu. Her şey önce basitken sonra karmaşıklaşıyordu. Üstel.. ( &lt;a href=&quot;http://biyolog30.blogcu.com/determinizm-sacayagi-olusturan-uc-ilke-ile-aciklanan-dusun-tarzi-nedensellik-gerekircilik-belirlenimcilik_4028115.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Tue, 28 Aug 2007 02:21:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://biyolog30.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>